Üstadı Rahmetle Anıyoruz

tarih25.05.2009 11:08 — Haber,

Bugün bir büyük üstadın, şiir ve fikirde 20. Asır Türk Edebiyatına damgasını vuran şair-yazar Necip Fazıl KISAKÜREK’in hayata gözlerini yumduğu o hüzünlü günün 26. Yıldönümü. Necip Fazıl yazdığı her şiir ile şiir severleri ayağa kaldıran, bazen tartışmalar, bazen suskunluklar ama her zaman büyük alkışlar ile karşılanan önemli bir edebiyat adamıydı. Genç yaşlarından itibaren ölüm döşeğinde son nefesini verinceye kadar Türk Edebiyatında her dönem önemli bir yere sahip olmuştur.
        26 Mayıs 1904'te, Perşembe günü sabaha karşı, İstanbul'da büyük bir konakta doğdu. Çeşitli okullardaki ilk öğreniminin ardından 1916 yılında Bahriye Mektebine girdi.


Şairliğe nasıl ve ne şekilde başladığını kendi ağzından dinleyelim.


“Şairliğim on iki yaşımda başladı.
Bahanesi tuhaftır :
Annem hastanedeydi. Ziyaretine gitmiştim… beyaz yatak örtüsünde, siyah kaplı küçük ve eski bir defter… bitişikte yatan veremli genç kızın şiirleri varmış defterde…haberi veren Annem, bir an gözlerimin içini, tarayıp :
    -- “Senin” dedi: “şair olmanı ne kadar isterdim !”
Annemin dileği bana, içimde besleyip de on iki yaşıma kadar farkında olmadığım bir şey gibi göründü. varlık hikmetimin ta kendisi… gözlerim, hastane odasının penceresinde, savrulan kar ve uluyan rüzgara karşı, içimden kararımı verdim :
    -- Şair olacağım ! ve oldum.”

Ve üstad bakın annesine nasıl seslenmiş “Anneme Mektup” isimli şiirinin ilk dörtlüğünde.

Ben bu gurbet ile düştüm düşeli,
Her gün biraz daha süzülmekteyim.
Her gece, içine mermer döşeli,
Bir soğuk yatakta büzülmekteyim.

        1921 yılında, 17 yaşında, o günkü adıyla " İstanbul Dârülfünunu Edebiyat Medresesi Felsefe Şubesi "ne girdi. Bu âlem içinde ilk şiirlerini 1922 yılında Yeni Mecmua'da yayınladı. Cumhuriyetin ilanından bir yıl sonra, 20 yaşında, Maarif Vekâletinin Avrupa’ya tahsile gönderilecek ilk talebe grubu için açtığı imtihandaki başarısıyla Paris'e gönderildi ve 1924 de Sorbon Üniversitesi Felsefe bölümüne girdi.
        1925'te ilk şiir kitabı "Örümcek Ağı"nı bastırdı. Henüz 24 yaşındayken, "Kaldırımlar" isimli ikinci şiir kitabının yayınlandı. Ve ortalık ayağa kalktı. 1929 yazının sonlarına doğru gittiği Ankara'da, içinde 9 yıl müddetle çalışacağı ve müfettişliğe kadar yükseleceği İş Bankasına Umum Muhasebe Şefi olarak girdi.
Paris hayatı, kendini arayışının müthiş his helezonları, korkunç girinti ve çıkıntıları arasında, nefs cesareti bakımından hayal yakıcı bir tablo çizdi.

        Yaşamının ilk otuz yılını bohem hayatı şeklinde yaşayan şair, ailesinden gelen zenginlik ve lüks yaşam tarzının etkisiyle daha sonraki kişiliğinden çok farklı bir yaşantı içersinde olmuştur. Daha sonra kendi deyimi ile “Hayatımın ilk otuz yılını çöplüğe attım, onu karıştırmaya çalışanlar çöplük kargalarıdır.” diyerek, kendisini bu bohem yaşantısı ile eleştiren ve yargılayanlara cevap vermiş oluyordu.

“Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum,
Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.”


Beyiti ile de kendi muhasebesini yapmıştır.
        Ve bir akşamüstü, boğaziçinin insanı dinginleştiren havasında üstadın hayatında bir dönüm noktası gerçekleşiyor.
        1934'de bir akşam, nihayet bir akşam, çalıştığı bankadan Boğaziçi’ndeki evine dönmek için bindiği "Şirket-i Hayriye" vapurunda karşısına oturan ve gözlerini ondan ayırmayan; o güne kadar hiç görmediği, bir daha da göremeyeceği Hızır tavırlı bir adam, ona, kâinat çapında bir vaadin, Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri'nin adresini verdi.
        Sıcak bir ilkbahar günü, yanına Abidin Dino'yu aldı ve Eyüp sırtlarına çıktı. Belki üç, belki beş saat süren o günkü temastan aldığı kelimeler üstü bir tesirle çarpılıp kaldı ve bir daha bırakmamacasına o Büyük Zat'ın eteklerine yapıştı. Ve o günden sonra yaşamının ikinci perdesi açıldı.
        1936'da Celal Bayar'ın temin ettiği ilanlar yardımıyla çıkardığı ve 16 sayı sürdürdüğü
"Ağaç" Mecmuası, dönemin önde gelen entelektüellerini çatısı altında topladı.
Büyük Doğu Cemiyetini kurarak dergisini çıkardı. Büyük Doğu Dergisi çeşitli aralıklarla yayın hayatını uzun süre devam ettirdi. Ülkede büyük çalkantılara sebep oldu.
        Nisan 1950 de hakkında açılan bir davadan dolayı hapse girdi ve 15 Temmuzda aftan yararlanıp çıktı. Ancak bu özgürlük uzun sürmedi ve 12 Aralık 1952 de yeniden girdiği hapisten bir yıl sonra 16 Aralık 1953 de çıktı. Üstadı çok seven hapishane hayatı 1957 de tekrar onu davet etti ve siyasi hesaplaşmalardan dolayı 8 ay yeniden hapiste çile hayatı yaşadı.
Şiirlerinde dinç ve oturmuş bir dil, mazbut ve sağlam bir teknik bulunan şair, bütün şiirlerinde hece ölçüsünü kullanmış, “şekle” ısrarla bağlı kalmıştır.Modern şiir ölçüleriyle, tekke şiiri tarzında yazmıştır. İnsanın kainattaki yeri, iç alemin gizli duygu ve ihtirasları, madde ve ruh problemleri, manevi duyuşlar… şiirlerindeki başlıca temalardır. Şiiri, günümüz şiirini ve zamanındaki bazı şairleri etkilemiştir.

Surda bir gedik açtık, mukaddes mi mukaddes,
Ey kahpe rüzgar artık ne yandan esersen es!...

        1939'da, ileride baş köşeye oturtacağı en sevdiği şiirini, bu tarihten 5 yıl önce yaşadığı anlatılmaz ve anlaşılmaz büyük ruh ıstırabının şiirini, “Çile”yi yazar. Şiirin final dörtlüğünde nefsinin muhasebesini haykırır şair:

Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök
Heybem hayat dolu, deste ve yumak
Sen bütün dalların birleştiği kök
Biricik meselem, Sonsuza varmak...

        Büyük üstad, şairlik özelliğinin yanı sıra, dava adamı olması ve politik olmayan siyasi mücadelesi ile de büyük iz bırakmıştır. Ama bizim bakış açımız Necip Fazıl’ın şairlik yönü olduğu için yazımızda daha çok şiirlerinden örnekler paylaşmaya çalışıyoruz.

Ne görsem, ötesinde hasret çektiğim diyar;
Kavuşmak nasıl olmaz, mademki ayrılık var?

        Beyiti ile şair ayrılığın, kavuşmanın bir çeşit müjdecisi olduğunu vurguluyordu. Özellikle manevi anlamda…

        Ve herkesin bildiği o türkü: Türk Milletinin kurtuluş destanının en güzel haykırışı. Bir ırmağın bu kadar kutsal kaleme alınışı. Şair “Sakarya Türküsü” isimli eserinde, Kurtuluş savaşının yükünü Sakarya ırmağının sırtına yüklercesine çağlıyor dizelerde.

İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya,
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
.…..
Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur.
…...
Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya,
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya..
……
Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya,
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya...

        Mahpusluk şiirleri deyince ilk akla gelen üstadın “Zindandan Mehmet’e Mektup” şiiridir herhalde. Okuyanı sanki bir zindanın zifir karanlıklarına girercesine o halet-i ruhiyeye büründüren bu şiir, üstadın ölümsüz eserlerinden biri olarak hafızalarda yerini almıştır.

Zindan iki hece Mehmetim lafta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Birde geri adam boynunda yafta...
Halimi düşünüp yanma Mehmed' im!
Kavuşmak mı? ... Belki... Daha ölmedim!

        “Beklenen” isimli şiirinde bir bekleyişin hararetini ve gereksizliğini ard arda sıralamış mısralarında.
Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar,
Ne de Şeytan bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?

        26 Mayıs1980'de Türk Edebiyat Vakfı tarafından "Şairler Sultanı" ve 1982 yılında yayınlanan "Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu" isimli eseri münasebetiyle de "Yılın Fikir ve Sanat Adamı" seçildi.
        Ve bir gece... Onun için daima sırlarla dolu Mayıs ayında bir gece, (25 Mayıs 1983) yatağında doğrulup, elâ gözlerini pencereden dışarıya, derin karanlığa dikti. Ne gördü ki; pembeden daha kırmızı dudakları hafifçe kıpırdadı: "Demek böyle ölünürmüş!.."

Son gün olmasın dostum, çelengim, top arabam;
Alıp beni götürsün, tam dört inanmış adam…

        79 yıllık hayatı ve eserleriyle her dem, "hayal kanatları kan içinde" tek başına uçar gibi yaşadı. 26 Mayıs 1983'de, Perşembe günü, Eyüp sırtlarında toprağa verildi.
Şair ardında fırtınalı bir yaşam ve 60 dan fazla şiir, hikaye, piyes, deneme ve biyografi kitabı, bırakarak hep ulaşmak istediği zirveye Peygamber Sevgilisi, Allah Dostu olarak yolculuk etmiştir.

        Yazımızı sonlandırırken büyük üstada Allah’tan Rahmet diliyoruz. Mekânı Cennet olsun.
Bir başka pazartesi, bir başka Sözlerin Ahengi şiir yolculuğunda buluşuncaya kadar hoş kalın, hoşça kalın, sevgiyle kalın...

Kaynak : Bursaakimiyet
 




Bir önceki konu başlığımıza göz atmak isterseniz tıklayınız : Şiir Akşamları Değerlendirme Toplantısı