İdris KARAKUŞ

tarih31.07.2013 10:52 — Şiirler,

 

 

ANTALYA

Mehtabın sonsuzluğunda

Yıldızlar düşerken suya

Ninni söyler de dalgalar

İki âşık dalar uyguya

 

Burası Antalya

Ru'yası başka ru'ya

 

Bülbül güle burada yanmış

Peri Kızı burada yunmuş, yıkanmış

Isıtır gönülleri burada esen rüzgâr

Burada yazılır şiirler, burada bestelenir şarkılar.

 

Burası Antalya

Ru'yası başka ru'ya

 

Anlatılan son masal kahramanı

Sahile çıkan ıslak beden;

Kumsalda iki aşığın ayak izleri

Hatıra kalır kurşunî gecelerden

 

Burası Antalya

Ru'yası başka ru'ya

 

Cennetten ısmarlanmış

Manavgat Şelâlesi.

Bülbülün son nağmesi gibi

Çağlayan suyun sesi

 

Burası Antalya

Ru'yası başka ru'ya

 

Konyaaltı, Lara, Kemer...

Gözün gönüle bağlandığı yer.

Alanya Kalesi, Damlataş Mağarası

Ne hüzün bırakır insanda, ne keder.

 

Burası Antalya

Ru'yası başka ru'ya

 

İdris KARAKUŞ

 

 

GÖZLERİNDEN DAVACIYIM

Gönlümün köşküne aşk ateşini

Salan gözlerinden davacıyım ben.

Mehtabı üşüten tan güneşini

Çalan gözlerinden davacıyım ben.

 

Derinden estikçe seher yelleri,

Düğümler gönlümü zülfün telleri.

Ömrümün bağında gonca gülleri

Yolan gözlerinden davacıyım ben.

 

Kaşların sunarken hasret şarabı,

Kirpiğin yazardı sevda kitabı.

Gönül tellerime aşkın mızrabı

Olan gözlerinden davacıyım ben.

 

Esmer yanaktaki kahverengi ben

Ayırır canımı taze bedenden.

Kısa günde kırk sefer beni benden

Alan gözlerinden davacıyım ben.

 

Talihim karalı kime ne derim.

Elinde oyuncak oldu kaderim,

Tükendi Mecalim, kesildi ferim...

Gülen gözlerinden davacıyım ben.

 

İdris'i ardından hep diyar diyar

Gezdiren hayırsız, merhametsiz yar!

Benim de senden bir şikâyetim var;

Yalan gözlerinden davacıyım ben.

İdris KARAKUŞ

 

ADAMIN BİRİ

 

Akşamın ayazı...sokaklar bomboş...

Tipiden başka ses veren yok

bir ağacın dibinde adamın biri

elleri cebinde...mahçup,mahsun,kahırlı...

"derdin nedir?"diye soran yok

 

gözlerini dikmiş bir yere;

pencerede takılı kalmış aklı

bir umudun kapısını çalıyor yürek;

sessiz,sakin,ağlamaklı...

perdeyi açıp gören yok

 

belki biraz sarhoş

ve sırılsıklam aşık

Atmak bilmiyor tan

Uzadıkça uzuyor gece

Uykuya dalmış dağ taş

Saati beş'e kuranyok

 

Savrulan kar taneleri

Buz tutmuş bıyıklarda

Kurumuş damarlarda kan

Ümitsiz bir aşkın mahkumu bu adam

Gönlünde ki zinciri kıran yok

 

Çığlığı sessizdi;

Sitemi uzaklarda...

Sukutu isyandı

Çiçek açmayan bahara

Derdini anlatamadığı yare

Vuslat için tren yok

 

 

 

ADAMIN BİRİ

Akşamın ayazı... Sokaklar bomboş...

Tipiden başka ses veren yok.

Bir ağacın dibinde adamın biri;

Elleri cebinde... Mahçup, mahsun, kahırlı...

"Derdin nedir?" diye soran yok.

 

Gözlerini dikmiş bir yere;

Pencerede takılı kalmış aklı.

Bir umudun kapısını çalıyor yürek

Sessiz, sakin, ağlamaklı...

Perdeyi açıp gören yok.

 

Belki biraz sarhoş

Ve sırılsıklam âşık.

Atmak bilmiyor tan,

Uzadıkça uzuyor gece;

Uykuya dalmış dağ, taş...

Saati beş'e kuran yok.

 

Savrulan kar taneleri

Buz tutmuş bıyıklarda.

Kurumuş damarlarda kan

Ümitsiz bir aşkın mahkumu bu adam

Gönlündeki zinciri kıran yok.

 

Çığlığı sessizdi;

Sitemi uzaklara...

Sükûtu isyandı,

Çiçek açmayan bahara.

Derdini anlatamadığı yâre

Vuslat için tren yok.

 

Buz kesmiş el ayak;

Başlıyor umudun tükenişi.

Ve garip bir manzara:

Uzanmış boylu boyunca...

Ayakta duran yok.

 

Kurşunî bir gecede,

Kurşun gibi esen rüzgâr.

Kurşun gibi saplanmış da yüreğe...

Tapan gibi serilmiş adamın biri

Daldığı uykudan uyaran yok.

 

Ertesi gün...

Çıkmadı bir tanıyan...

İki çöpçü, bir kapıcı, bir şoför

Bir gence ettiler düğün...

Doğru Hacı Bayram'a.

Adını sanını bilen yok;

Abdest alan yok;

Namaz kılan yok;

Elde Kur'an yok;

Safa duran yok.

Safta sevdiği Nuran yok.

 

Belediye kaldırdı cenazeyi;

Garipler mezarlığına...

Bütün cemaati beş kişi;  biri imam...

Dördü salacanın altında;

Dizlerine vuran yok.

 

 




Bir önceki konu başlığımıza göz atmak isterseniz tıklayınız : Orhan Afacan