Harid FEDAİ

tarih31.07.2013 10:52 — Şiirler,

 

 

TEMMUZ GÜZELLEMESİ

Havalimanına sığmaz olurum

Salınarak sökün ettiğin an

Ağzıma gelir yüreğim

Bilesin.

 

Dizeler divan durur belleğimde

Hoş geldin demek için sana

Gülücükler taşar yanaklarından

Dizlerim tutmaz olur.

 

Sonra... başlarsın konuşmağa

Dilimin güzelliği sendedir

Sana yangınlığım biraz da bundan...

 

Salamiş denizinin anlatacakları varmış

Osmanlıdan, Venedikden, Lusignandan

Bizansdan, Romadan, Eski Yunandan

Dalgaları haberci gönderir durur

Kumsala yayılıp geri dönerler

Efsane artığı ak köpüklerle

Sen yokken sahil yoktur, dünya yoktur...

 

Destemona yollarını gözlemekte, nicedir

Biliyordur, Akdeniz masallarını seversin sen

Döner, bana anlatırsın

Yıldız boyu... şafak sökens değil

Ellerim iki örgülü saçlarına uzalı

İki ebru gülümserken yanaklarında

Yıldız boyu... şafak sökene değin

Pakistan Geceleri baygınlığında.

 

Dur-durak yok, uyku yok, sen varken

Kucak açmış denizdeyiz, gün ışımakta

Alnında Cleopatra perçeminle

Bir yaprak daha çevir, kadınım

Aşk defterinden

Yeni bir sevdaya başlamak üzreyiz. 

 

Geceleri gizemlidir Kıbrıs Bahçeleri'nin

Ökaliptüs dallarında, bal kokulu

İshak kuşu, Hakhuk kuşu da derler bilirsin

Efsane söyler zifiri karanlıkta

Gözleri yıldızlara dikili

Benzek olsun diye yasak aşklara

Gönüllü tutsaklığında gece kuşlarının.

 

Jüpiterin kutsadığı Salamiş

İzleri var dudak incesi sahillerinde

Ayak seslerimizden tanır bizi

O an gelir ki soluklanmaz, ürpermez

Taş kesilir Salamiş'in denizi.

 

Bir sabah elele yürürüz antik kente

Ortalıkta kimsecikler. Yoğiken

Başak saçlar, ko, esintiyle oynasın

Fildişi çıplaklığına özenip Afrodit'in

Kalakalırsın sarmaşdolaş o eşsiz yontularla

Bir hal olurum seni bulana kadar

Sonra boynuna dolanırım gözlerim yumulu

Sesim-soluğum kesilir mutluluktan.

 

Hep özlemimizdi hani:

Gel, kesme taşlar üstüne bağdaş kuralım

Sonra... yalınayakla tarayıp duralım

Kumları sahil boyunca

Yorulunca diz çökeriz mozayiklerin yamacına

Motiflerdeki gizemi sökene dek

Öylecene bakakalırız, kalakalırız.

 

Bir kol uzanır yontulardan yana

Badem taşı derler, süt beyazı

Elinde canım koz üzümü sallanır

Tanelerin uzantısı şebnemler

Tut ki göğüs uçlarıdır, pus'lu

Sütbeyazı Troya'lı Helen'in

Çapraz çekilmiş tül örtüler altında

Reçina kokulu, kütür kütür!

 

Tenha bir sahildeyiz, sarmaşdolaş

Bir ağaç dibi de olur, say ki akasyadır

Doyunca uyumak ne güzel, gün batımına dek.

Akşamla başlar Akdeniz ezgileri

Sesine düzen vermenin vaktidir, kadınım

Çakıllarda yankılanır köpükler

Pesten, tizden, Napoliten...

 

Yerleş göğün birleştiği yerden,

Geçmiş gelir, kurulur tahtına şimdiye inat

Ve olanca görkemiyle, efsaneleriyle

Kulak kesilmiş, ayaktadır antik kent...

 

Afrodisa'm, Amatusa'm, Niçe'm,

Söz sırası senin, Kraliçem!

 

 

 

İZMİR ŞİİRİ

94 Temmuz'unun bir akşamüstü

Koşar adım indi ikiçeşmelik'ten

Caketi sağ omzunda

Basamakları ikişer ikişer geçerekten.

 

Konuk Meydanı'ndaki bank'a oturdu

Sol yanını boş bırakarak

Bir kız çocuğu geçti elinde paket

Güzelim İzmir inciri Tariş'ten

Bir yürüyerek bir durarak.

 

Denize baktı adam

Bakır bir tepsi gibi ta uçta güneş

Karşı sahilde biryerlerdeydi sevdiği kadın

Baktı... O'nu düşünerek.

 

Sonra... daldı "Gâvur İzmirli" günlerine kentin

Ardından... çekilen sancağı anımsadı.

Hükümet Konağı'na.

Düğünlerden bir düğün

Ve bir ses duydu ta yüreğinden:

-Ne bulunmaz gündü o gün!

 

Vapur düdüğüyle ürperiverdi içi

Doğruldu "Hazır ol!"a geçer gibi yerinden

Başladı kalabalığı taramağa gözleri

Birer birer, tekerek tekerek

Ve açılıverdi apansız:

O'ydu gelen: başak saçlı, saz benizli, dal boylu

Uzun eteği içinde yel yeperek.

 

Elele vermişler Kordonboyu'nda

Konuşmadan bakışmışlar

Taşı gediğine koydu yalıçapkım:

-İkisi de ikinci baharın burcunda

Birbirlerine nasıl da yakışmışlar!

 

Vakit, gecenin on'una doğru...

Asansör'de bir masada yüzyüze

Kavuşuk ellerine dayalı çeneleri

Bir süre gülümseyip durdular

Şarkılar yankılandı her yanda

Tepsi tepsi taverna mezeleri

Daha bir güzeldi sürahide içkiler

Epey geçti... kalkıp doğruldular

Süzgün bakış, çakırkeyif

 

Hepten nazlı, yakamozlu İzmir koyu

Konuştular, düş kurdular

Sarı Yıldız göz kırpışta

Ezgiler sıralandı Kordonboyu

-Bir ataş ver cigaramı yakayım

 

 

AÇIK ÇAĞRILI

Bir akşam Kıbrıs'a gel apansız

Dolunay yüzünde gülümser gibi olsun.

Boynuma sarıl sımsıkı, öp beni,

Ayakların yerden çekili kalsın.

 

Opium hareli Türkmen gözlerin

Çözsen, yüreğim çıkar tekörgülü saçından

Kaç baharın özlemi var derinde...

 

Billûr bir köşktür gönlüm, her yanı sırça,

'yok sevda'lara dönük, bilirsin!

 

Yediveren, günneşirler açarken...

 

Gün akşamdı:

Yüzbirevler vardiyanın narası

Ak yelkenler hilal-içi sıralı,

"Altından çivilerle çakılı" kalmış, uyuyor.

Lüsignen artığı yaşlı şövalye,

Mazgal mazgal esnerken

Cafer Paşa Hüseyni'den seslenir,

Bir incecik elif'ten.

Abe de la Pe'nin o ivecen rahibi,

Geç kalmıştır beşbelli,

Çataluçlu değneğini vuraraktan geçiyor,

Son savrulan harman gibi,

Kara cübbe bir yanda, bir yanda ipi...

 

Kordonboyu masaların cümbüşü var, az sonra,

Ak çağrılı mumlar ile simgeli...

 

Gün akşamdı:

Söyleşinin can-alıcı yerinde,

Bir 'kadın' seveceksen, dedi gönlüm, usulca,

Mutlaka biblo gibi, bir meltem eser gibi,

Yani, Gülümser gibi olsun!

 

Göçmen kuşlar güneylere uçarken...

 

 




Bir önceki konu başlığımıza göz atmak isterseniz tıklayınız : Hasan ÖZÇAM